Blackestblack Poison
klonlama , sonik çığlık , kabus
Yolun kenarında yürüyordu Ankhem,etekleri dizlerine kadar çamur,belinde artık nefes bile almasına izin vermeyen korsesiyle... Yağan yağmurdan korumak için gözlerini, yere bakarak yürüyordu, acelesiz,sakince....Tadını çıkarırcasına...Hem üzgündü hem de garip bir coşku vardı içinde en derininde.Durdu aniden olduğu yere çakılır gibi...O anda bir kedi geldi ayaklarının dibine simsiyah pırıl pırıl tüyleri vardı Anthem'in saçlarından kurtulup, tüylerini aşıp tenine değen damlalar ürpertti kediyi...Gülümsedi bu harekete Anthem.Uzattı ona elini,başını okşadı çok uysaldı...Kedinin boynunda kırmızı bir kurdela ve ucundada bir madalyon vardı parlayan,elini götürdü madalyona boştu bir tarafı pirinç madalyonun diğer tarafını çevirdi yavaşça adı yazıyordu en üstte "LİSA"ydı adı altında da "TRALLOF ŞATOSU" yazıyordu.Kedinin boynunda küçük bir delik gördü tüylerin çevresini kaplamadığı küçük yuvarlak morarmış ve neredeyse çürümek üzere olan bir yara izi...Dayanamadı Anthem bu görüntüye Lisa'yı üst eteğinin içine sarıp kucağında yağmurdan korumaya çalışarak yürüyordu.Evine, sahibine götürecekti onu ama o kimdi ?
Trallof Şatosu...Neredeydi burası ,kimlerindi?Mutlaka bilirdi 1.sınıf soylu bir aile olsaydı.Kendisi de öyleydi çünkü soyluydu ; kocası Greenhell düküydü...Hayatında ilk kez çamurda yürüyor, ilk kez yalnız yürüyordu saatlerce...Kocası hastaydı çünkü ölmek üzereydi hemde korkunç bir ızdırapla...Seviyordu onu,dayanamıyordu onu böyle izlemeye...Ve şimdi Lisa vardı beyninin her hücresinde...Farklı bir varlıktı çünkü o...Boynundaki o izle yaşıyor olması imkansıza yakındı,ama o iyiydi hemde çok iyi...
Nereye gidiyordu?Trallof neredeydi bilmiyordu şehrin her yerini çok iyi bilirdi yalnızca Orvin Ormanını hiç bilmezdi.Orayı hiç kimse bilmezdi o şehirde,kimse cesaret edipte giremzdi o büyük 2 ağacın arasından...
- " Belki... " dedi Anthem. " Belki de oradan geliyorsun küçük dostum.Ama sana söz veriyorum ben de seni evine mutlaka ulaştıracağım!"
Ve işte zamanı gelmişti...Görmüştü anthem o 2 ulu ağacı...Dünyada eşi benzeri olmayan bir yerdi burası...Hepsi en az 100 yıllık ağaçlar koca bir ormanı kafes gibi sarıyordu...Tıpkı gizli bir bahçe gibiydi...Ve bu binlerce ağaçtan sadece iki tanesinin arasında insan geçebilecek kadar mesafe vardı...
Anthem durdu o 2 ağacın önünde Lisa huysuzlanmaya başlamıştı acı acı miyavlamaya başlamıştı. Ama anlamadı bunu Anthem ve girdi içeriye...
Ormana gireli henüz bir saat olmamıştı ki şimşekler düşmeye başladı etrafına Anthem'in.Korkuyordu artık ne yapaağını bilmiyordu.Koşmaya başladı,saatlerce koştu...Durdu en sonunda yaslandı bir ağaca bir kaç dakika sonra belinde ve omuzlarında bir kıpırtı duyumsadı.Daha ne olduğunu anlayamadan ağacı sarmalayan zehirli sarmaşığın onu da esir almaya çalıştığını farketti dehşete kapılarak...Ve kalan yol kabus gibi geçti...Her yerde dikenli bitkiler ve zehirli sarmaşıklarla doluydu.Botları parçalnmıştı çıplak ayaklarından da oluk oluk kan akıyordu artık,nefes almakta güçlük çekiyordu.Ayaklarının dibinden geçip onu savuran dikenli bir sarmaşıkla yere yığıldı Lisa ise ondan çok daha uzağa fırlamıştı.Yüzü çamur vekan içindeydi.Gözyaşları akıp çamuru sulandırıp yüzünden yere damlamasına neden oluyordu.Vücuduna dikenler batıyordu hala ama nasıl olduğunu anlayamıyordu,dayanamıyordu.
- " Şimdi mi Lordum?Beni şimdi mi alacaksın?Böle bir sonu mu layık gördün bana?Türlü ızdırap içinde mi iade edecektim sana ruhumu? "
Bir anda Lisa geldi aklına başını zorlukla yerinden kaldırıp karşısına baktı doğrulamadan.Kuleleri ağaçlar kadar ulu ve yüksek muhteşem bir şato gördü.Lisa bu şatonun dev bahçesinin demir kapısının önüne düşmüştü.Güçlükle kollarının üzerinde doğruldu ve sürünerek onun yanına gitti gözleri kapalıydı.Öldüğünü düşündü ve ağlamaya başladı tekrar...Gözlerinden düşen yaşlar Lisa'nın madalyonuna düştüğünde tok sesler çıkarıyordu ve bu da Anthem'in dikkatini çekmişti nedense sonradan... Başını kaldırıp madalyona baktı inceledi ilk kez,kurdelayı çözüp çıkardı boynundan.Yan tarafında bir çizgi vardı boydan boya açılabiliyordu bu madalyon.Biraz zorlayarak açtı onu.İçinden minik bir anahtar ve bir kağıt parçası çıktı,önce kağıdı açtı daha önce hiç görmediği şekiller vardı üstünde.Eski sarı bir parşomene yazılmıştı.Anahtara baktı hiç bir kilidi açamayacak kadar küçüktü.Başını kaldırıp kapıya baktı.Çok şaşırmıştı o kadr büyük ve bir o kadar da ağır bu büyük kapının aynı elindeki kadar minik bir kilidi vardı.Lisa'yı yine etekliğine sarıp zorla ayağa kalktı anahtarı kilide soktu ancak daha anahtarı çevirmeden kapılar ulur gibi gıcırdayarak açıldı ardına kadar girdi içeriye ve kapılar kapandı ardından büyük bir hızla...
Bahçedeki tüm çiçekler solmuştu ve hepsi simsiyahtı toprak kurumuş ve çatlamıştı.Her adımında yerdeki çatlakların arasından onlarca böcek çıkıp giriyordu...
Tahta bir bank gördü hemen önünde gidip oturdu ve Lisayı çıkardı etekliğinden.Dehşetle donakaldı...Lisa'nın boynundaki yara izi değildi,bir delikti!Bir ucu boynunda diğer ucuysa ensesindeydi...Bunu farkedemediği için çok şaşırdı.Peki nasıl hayatta kalabilmişti bu hayvan?Aklı daha da çok karışmıştı...Ve onun artık canlı olmadığını farketmişti...Ayaklarını dibine bıraktı onu ağlayarak...Biraz sonra Lisa'nın Anthem'in bacakalrından süzülen kanların içinde yattığını farketti.Ona bakarken madalyonu düşürdü kanların içine ikiye ayrıldı madalyon.Ve o parçalrı eline alıp baktı Anthem...Parçalardan biri fazla tanıdktı ona...Göğüslerinin arasındaki madalyonunu çıkardı.Bu annesinin ona ölmeden hemen önce verdiği bir armağandı.20 yıldır hiç boynundan çıkarmadığı bir armağan...2 madalyonun birbirini tamamlayan parçalrı olduğunu gördü ve bir araya getirdi onları...O anda yer sarsılmaya başlamıştı ayaklarının altındaki toprak 2 ye ayrılmış Lisa da aşağıya düşmüştü...Madalyonlarda arkasından...
Ne yapaceğını bilemiyordu Anthem...İçinde tek bir canlının dahi olmadığına emin oldu görkemli şatoya baktı.
- " Anlaşılan bugün burda can vereceğim.En azından bunu cesur bir şekilde yapabilirim.Oraya gideceğim!Beni her ne bekliyor olursa olsun gideceğim!" dedi...
Tam yerinden kalkacaktı ki ayakalrının dibindeki çukurdan gözlerini kamaştıran bir ışık topu yükseldiğini gördü.Işık yükseldi gökyüzüne kadar çıktı ve tekrar aşağıya inip tam önünde yere kondu.Neredeyse 2 metrelik boyuyla bembeyaz giyinmiş bir kadın silüeti gördü.Elini uzattı kadın ona doğru,iyileşti tüm yaraları.Kadının tek bir parmak hareketiyle avucundaki küçük parşomen parçası mavi bir alevle yanıp küle dönüştü!
- " Gözlerini kapat Anthem! " dedi kadın ürkütücü fırtına gibi bir sesle...
Yaptı Anthem onun istediğini.Bekliyordu...Ya bir felaket gelecekti başına yada muhteşem bir şey...
Gözlerini açtığında kocasının yatak odasında şöminenin yanındaki kırmızı kadifeyle kaplı koltukta oturuyordu.
-" Rüyamıydı yoksa tüm bunlar?Şükürler olsun Lordum!Şükürler olsun ki sadece bir kabusmuş hepsi!"
...................................................................
- " Ama......Ama madalyonum nerede ?! " .............