...ღ°•.♥.•°ღ DARK SCHOOL ღ°•.♥.•°ღ..

Dark School - Okul Kapalı - 6 Ekim 2012 - Hava : Rüzgarlı ama sıcak ve güneşli ...
Anasayfa­SSS­Arama­Üye Listesi­Kullanıcı Grupları­Kayıt Ol­Giriş yap
Yeni Başlık Gönder   Cevap GönderPaylaş | 
 

 Öğrenci Alımları --

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3
YazarMesaj
Essié Katleén Collins
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü


Kadın
Mesaj Sayısı: 350
Yaş: 14
Rp Yaşı: 16
Rp Partner: Edward C. Kaulitz ( Özel Varlık xD )
Güçler: Bitkileri Kontrol Etmek,Toprağın gücü,Zihine Hükmetmek
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 16/08/08

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Paz Nis. 05, 2009 11:35 am

Bir rp at Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://darkschool.turkforumpro.com - http://magicschool.turkforumpro.com
The blackest black poison
Rütbesiz...
Rütbesiz...


Kadın
Mesaj Sayısı: 2
Yaş: 19
Rp Yaşı: 19
Rp Partner: ..........
Güçler: klonlama , sonik çığlık , kabus
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 12/04/09

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Paz Nis. 12, 2009 12:09 pm

Blackestblack Poison

klonlama , sonik çığlık , kabus

Yolun kenarında yürüyordu Ankhem,etekleri dizlerine kadar çamur,belinde artık nefes bile almasına izin vermeyen korsesiyle... Yağan yağmurdan korumak için gözlerini, yere bakarak yürüyordu, acelesiz,sakince....Tadını çıkarırcasına...Hem üzgündü hem de garip bir coşku vardı içinde en derininde.Durdu aniden olduğu yere çakılır gibi...O anda bir kedi geldi ayaklarının dibine simsiyah pırıl pırıl tüyleri vardı Anthem'in saçlarından kurtulup, tüylerini aşıp tenine değen damlalar ürpertti kediyi...Gülümsedi bu harekete Anthem.Uzattı ona elini,başını okşadı çok uysaldı...Kedinin boynunda kırmızı bir kurdela ve ucundada bir madalyon vardı parlayan,elini götürdü madalyona boştu bir tarafı pirinç madalyonun diğer tarafını çevirdi yavaşça adı yazıyordu en üstte "LİSA"ydı adı altında da "TRALLOF ŞATOSU" yazıyordu.Kedinin boynunda küçük bir delik gördü tüylerin çevresini kaplamadığı küçük yuvarlak morarmış ve neredeyse çürümek üzere olan bir yara izi...Dayanamadı Anthem bu görüntüye Lisa'yı üst eteğinin içine sarıp kucağında yağmurdan korumaya çalışarak yürüyordu.Evine, sahibine götürecekti onu ama o kimdi ?
Trallof Şatosu...Neredeydi burası ,kimlerindi?Mutlaka bilirdi 1.sınıf soylu bir aile olsaydı.Kendisi de öyleydi çünkü soyluydu ; kocası Greenhell düküydü...Hayatında ilk kez çamurda yürüyor, ilk kez yalnız yürüyordu saatlerce...Kocası hastaydı çünkü ölmek üzereydi hemde korkunç bir ızdırapla...Seviyordu onu,dayanamıyordu onu böyle izlemeye...Ve şimdi Lisa vardı beyninin her hücresinde...Farklı bir varlıktı çünkü o...Boynundaki o izle yaşıyor olması imkansıza yakındı,ama o iyiydi hemde çok iyi...
Nereye gidiyordu?Trallof neredeydi bilmiyordu şehrin her yerini çok iyi bilirdi yalnızca Orvin Ormanını hiç bilmezdi.Orayı hiç kimse bilmezdi o şehirde,kimse cesaret edipte giremzdi o büyük 2 ağacın arasından...

- " Belki... " dedi Anthem. " Belki de oradan geliyorsun küçük dostum.Ama sana söz veriyorum ben de seni evine mutlaka ulaştıracağım!"

Ve işte zamanı gelmişti...Görmüştü anthem o 2 ulu ağacı...Dünyada eşi benzeri olmayan bir yerdi burası...Hepsi en az 100 yıllık ağaçlar koca bir ormanı kafes gibi sarıyordu...Tıpkı gizli bir bahçe gibiydi...Ve bu binlerce ağaçtan sadece iki tanesinin arasında insan geçebilecek kadar mesafe vardı...
Anthem durdu o 2 ağacın önünde Lisa huysuzlanmaya başlamıştı acı acı miyavlamaya başlamıştı. Ama anlamadı bunu Anthem ve girdi içeriye...
Ormana gireli henüz bir saat olmamıştı ki şimşekler düşmeye başladı etrafına Anthem'in.Korkuyordu artık ne yapaağını bilmiyordu.Koşmaya başladı,saatlerce koştu...Durdu en sonunda yaslandı bir ağaca bir kaç dakika sonra belinde ve omuzlarında bir kıpırtı duyumsadı.Daha ne olduğunu anlayamadan ağacı sarmalayan zehirli sarmaşığın onu da esir almaya çalıştığını farketti dehşete kapılarak...Ve kalan yol kabus gibi geçti...Her yerde dikenli bitkiler ve zehirli sarmaşıklarla doluydu.Botları parçalnmıştı çıplak ayaklarından da oluk oluk kan akıyordu artık,nefes almakta güçlük çekiyordu.Ayaklarının dibinden geçip onu savuran dikenli bir sarmaşıkla yere yığıldı Lisa ise ondan çok daha uzağa fırlamıştı.Yüzü çamur vekan içindeydi.Gözyaşları akıp çamuru sulandırıp yüzünden yere damlamasına neden oluyordu.Vücuduna dikenler batıyordu hala ama nasıl olduğunu anlayamıyordu,dayanamıyordu.

- " Şimdi mi Lordum?Beni şimdi mi alacaksın?Böle bir sonu mu layık gördün bana?Türlü ızdırap içinde mi iade edecektim sana ruhumu? "

Bir anda Lisa geldi aklına başını zorlukla yerinden kaldırıp karşısına baktı doğrulamadan.Kuleleri ağaçlar kadar ulu ve yüksek muhteşem bir şato gördü.Lisa bu şatonun dev bahçesinin demir kapısının önüne düşmüştü.Güçlükle kollarının üzerinde doğruldu ve sürünerek onun yanına gitti gözleri kapalıydı.Öldüğünü düşündü ve ağlamaya başladı tekrar...Gözlerinden düşen yaşlar Lisa'nın madalyonuna düştüğünde tok sesler çıkarıyordu ve bu da Anthem'in dikkatini çekmişti nedense sonradan... Başını kaldırıp madalyona baktı inceledi ilk kez,kurdelayı çözüp çıkardı boynundan.Yan tarafında bir çizgi vardı boydan boya açılabiliyordu bu madalyon.Biraz zorlayarak açtı onu.İçinden minik bir anahtar ve bir kağıt parçası çıktı,önce kağıdı açtı daha önce hiç görmediği şekiller vardı üstünde.Eski sarı bir parşomene yazılmıştı.Anahtara baktı hiç bir kilidi açamayacak kadar küçüktü.Başını kaldırıp kapıya baktı.Çok şaşırmıştı o kadr büyük ve bir o kadar da ağır bu büyük kapının aynı elindeki kadar minik bir kilidi vardı.Lisa'yı yine etekliğine sarıp zorla ayağa kalktı anahtarı kilide soktu ancak daha anahtarı çevirmeden kapılar ulur gibi gıcırdayarak açıldı ardına kadar girdi içeriye ve kapılar kapandı ardından büyük bir hızla...
Bahçedeki tüm çiçekler solmuştu ve hepsi simsiyahtı toprak kurumuş ve çatlamıştı.Her adımında yerdeki çatlakların arasından onlarca böcek çıkıp giriyordu...
Tahta bir bank gördü hemen önünde gidip oturdu ve Lisayı çıkardı etekliğinden.Dehşetle donakaldı...Lisa'nın boynundaki yara izi değildi,bir delikti!Bir ucu boynunda diğer ucuysa ensesindeydi...Bunu farkedemediği için çok şaşırdı.Peki nasıl hayatta kalabilmişti bu hayvan?Aklı daha da çok karışmıştı...Ve onun artık canlı olmadığını farketmişti...Ayaklarını dibine bıraktı onu ağlayarak...Biraz sonra Lisa'nın Anthem'in bacakalrından süzülen kanların içinde yattığını farketti.Ona bakarken madalyonu düşürdü kanların içine ikiye ayrıldı madalyon.Ve o parçalrı eline alıp baktı Anthem...Parçalardan biri fazla tanıdktı ona...Göğüslerinin arasındaki madalyonunu çıkardı.Bu annesinin ona ölmeden hemen önce verdiği bir armağandı.20 yıldır hiç boynundan çıkarmadığı bir armağan...2 madalyonun birbirini tamamlayan parçalrı olduğunu gördü ve bir araya getirdi onları...O anda yer sarsılmaya başlamıştı ayaklarının altındaki toprak 2 ye ayrılmış Lisa da aşağıya düşmüştü...Madalyonlarda arkasından...
Ne yapaceğını bilemiyordu Anthem...İçinde tek bir canlının dahi olmadığına emin oldu görkemli şatoya baktı.

- " Anlaşılan bugün burda can vereceğim.En azından bunu cesur bir şekilde yapabilirim.Oraya gideceğim!Beni her ne bekliyor olursa olsun gideceğim!" dedi...
Tam yerinden kalkacaktı ki ayakalrının dibindeki çukurdan gözlerini kamaştıran bir ışık topu yükseldiğini gördü.Işık yükseldi gökyüzüne kadar çıktı ve tekrar aşağıya inip tam önünde yere kondu.Neredeyse 2 metrelik boyuyla bembeyaz giyinmiş bir kadın silüeti gördü.Elini uzattı kadın ona doğru,iyileşti tüm yaraları.Kadının tek bir parmak hareketiyle avucundaki küçük parşomen parçası mavi bir alevle yanıp küle dönüştü!

- " Gözlerini kapat Anthem! " dedi kadın ürkütücü fırtına gibi bir sesle...

Yaptı Anthem onun istediğini.Bekliyordu...Ya bir felaket gelecekti başına yada muhteşem bir şey...
Gözlerini açtığında kocasının yatak odasında şöminenin yanındaki kırmızı kadifeyle kaplı koltukta oturuyordu.
-" Rüyamıydı yoksa tüm bunlar?Şükürler olsun Lordum!Şükürler olsun ki sadece bir kabusmuş hepsi!"

...................................................................

- " Ama......Ama madalyonum nerede ?! " .............
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Essié Katleén Collins
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü


Kadın
Mesaj Sayısı: 350
Yaş: 14
Rp Yaşı: 16
Rp Partner: Edward C. Kaulitz ( Özel Varlık xD )
Güçler: Bitkileri Kontrol Etmek,Toprağın gücü,Zihine Hükmetmek
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 16/08/08

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Salı Nis. 14, 2009 6:25 pm

Tamam rp'ni geliştirmelisin ama alındın. Smile Sonuçta öğrenci olmak zaten rp'ni geliştirmek için yapılan bişiy Very Happy Rütbeni vericem:^^
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://darkschool.turkforumpro.com - http://magicschool.turkforumpro.com
Chuck Ed Bass
Tikky - 2. Sınıf
Tikky - 2. Sınıf


Erkek
Mesaj Sayısı: 110
Rp Yaşı: -16-
Rp Partner: Leighton Blair Waldorf .. Because İ Love You. <3 **
Güçler: Hayvanlar ile konuşabilme Hücre Yenileme ve Nekrokinezi
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 30/11/08

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Ptsi Mayıs 25, 2009 12:31 pm

Lizzie ben rp attm onun sonucu ? Very Happy

_________________
-


Yürüsem Kimseyi Takmadan Ardıııma.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Essié Katleén Collins
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü
Admin/1. Sınıf Saldırı Profesörü/Kara Büyücü


Kadın
Mesaj Sayısı: 350
Yaş: 14
Rp Yaşı: 16
Rp Partner: Edward C. Kaulitz ( Özel Varlık xD )
Güçler: Bitkileri Kontrol Etmek,Toprağın gücü,Zihine Hükmetmek
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 16/08/08

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Paz Mayıs 31, 2009 11:27 am

Chuck şimdilik 2. sınıfsın. Rp uzunluğun gayet iyi ama başlangıç falan çok iyi değil. Rp'ni geliştirdikçe 1. sınıf olursun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://darkschool.turkforumpro.com - http://magicschool.turkforumpro.com
Almora Katia Elenór Black
Rütbesiz...
Rütbesiz...


Kadın
Mesaj Sayısı: 1
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 06/12/09

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Paz Ara. 06, 2009 3:09 pm

Ad Soyad : Almora Katia Elenor Black

Güçler : Geleceği görebilme , Karşısındakinin beynine girme.

Örnek rp :


"Evet hazırım Victor."
Mermer kollarıyla belinden tutmuştu.
Boynunu arkaya doğru attı.
Belki son kez ciğerleri oksijene ihtiyaç duycaktı.
Bunlar son kalp atışlarıydı.Victor yavaşça boynuna eğlidi.Öper gibi nazikçe parlak sivri dişlerini boynuna gömdü kızın.
İstediğini sonunda elde etmişti.
Sonsuz güç,güzellik.Kana olan sonsuz bir tutku.
Victor'la ilk tanıştığı andan beri vampirlere karşı içinde büyük bir ilgi uyanmıştı..
Kısa bir süre sonra tek arzuladığı şey onlardan biri olmaktı.Ve şimdi istediğini elde ediyordu.
Sanki bunların bedeliymiş gibi,büyük bir acı bedenini kaplıyor, bedeni ölüyor, bedeni can çekişiyordu..!
Ama bunların bir süre sonra geçiceğini,bedeninin bidaha asla acı çekmeyeceğini biliyordu.
Bu beden,ona ait olan ve fani beden yok olup giderken, acı çekerken bir biçimde bundan mutlu oluyordum.
Artık kimse ona acıyarak bakamazdı.
Güçlü olacaktı.En güçlü o olacak.
Ama elinde olmadan çığlık atıyordu.
Zehir ölümlü bedenini adeta yakıyordu.
Victor yanına diz çöküp ellerini tuttu.
"Bunların hepsi geçicek."

Az sonra acı yavaş yavaş azalmaya başladı.
Ama kendini bitkin hissediyordu.Gözlerini açamıyordu.Kalbi neredeyse durmak üzereydi.
Zehir bedenini öldürdü.
Ama onu sonsuzluğa kavuşturcak olansa Victor'un kanıydı...
Bunun farkında olucak kadar bilinci yerinde idi.
Soğuk bir sıvı ağzından aşağı akmaya başlamıştı.
Kan..! Vampir kanı.
Onun ölümsüzlük iksiri...
Mavimsi soğuk kan damarlarında dolaşmaya başladıkça
güçleniyordu.
Yavaşça yerinden doğrulup Victor'un bileğini kavradı ve daha sıkı bastırdı.
Belkide şu an ona zarar veriyordu... Ama hiç umrunda değildi..
Kendini gerçek bir bencil olarak görüyordu.Yada bencil bir vampire dönüşüyordu.
Victor acı bir iniltiyle onu geri itti.
Kendine gelmesi 3 saniyesini aldı.
Bu üç saniye içinde,
Susuzluktan boğazının yandığını hissetti, ölü vücudunun her bir hücresinin sonsuz güçle dolu olduğu hissetti.
Vede Victor'u hiç görmediği bir gözle incelemeye başladı.
Mavimsi soğuk kanının kalın derisinin altında,neredeyse mor damarlarının içinde hareket ettiğini görebiliyordu.
Bileğindeki yaranın kapadığını en minik ayrıntısına kadar görebiliyordu.
Ama şu anda onu ilgilendiren tek şey boğazını yakan susuzluktu.

Başka Bir Sitede Yazmıştım Alıntı değildir.. Üzerinde değişiklik yaptım..
</FONT>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jane .
Rütbesiz...
Rütbesiz...


Kadın
Mesaj Sayısı: 3
Yaş: 15
Rp Partner: biri aranıyo !
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 12/12/09

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   C.tesi Ara. 12, 2009 8:16 pm

Ad Soyad : Jane Volturi .

Güçler : beLirLencek.

Örnek rp :
Jane o gün bileğinde hissettiği keskin bir ağrıyla uyandı.En başında bu ağrının nedenini bulamadı fakat banyoya gidip kendine şöyle bir bakınca hatırladı geçen gece olanları geçen gece onun için çok önemli şeyler olmuştu aslında .
gecenin başında deniz kenarında sakin bir yürüyüş fikriyle dışarı çıkmıştı ama sonra birden bir ışık patlamasıyla gözlerinde şimşekler çaktı beyni sanki narkoz yemiş gibi uyuşmuştu ayakta kalmak istedi ama başarılı olamadı .
gözlerini keskin bir yosun kokusuyla birlikte açtı ayaklarına masmavi saf deniz suyu vuruyordu.Ağzında tuz tadı vardı .
ama en kötüsü en sona kalmıştı !
bileklerinden kanlar akmıştı hemde tüm gece .
yavaş yavaş hatırladı herşeyi Jane.
sonra en keskin nokta belirdi zihninde.
Kumsala akan kanlarına bakarken beyaz elbiselere bürünmüş bir kadın ilişti gözüne .
"Gel" diyordu kadın.
"gel seni iyileştireceğim."
şimdiyse Jane'nin kollarında kırmızı iyileşmekte olan ufak tefek çizikler vardı , bir labirenti andıran .
birden tekrar uyuştu tüm bedeni hissedemez oldu ellerini .
ama görüyordu . en önemli şeyi görüyordu ! o beyaz elbiseli kadın uyuşmuş ellerini tutmuştu çoktan yarasını sıvazlıyordu resmen.
bi anda tüm acı yok oldu ama aynı anda yepyeni bi boyuta geçişte yaşandı.
uyuşmuş olan gözlere tek birşeyi okuyordu bulanıkça "DARK SCHOOL."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lathenia Nyx Pesadilla
Rütbesiz...
Rütbesiz...


Kadın
Mesaj Sayısı: 1
Ruh Hali:
Kayıt tarihi: 26/02/10

MesajKonu: Geri: Öğrenci Alımları --   Cuma Şub. 26, 2010 4:41 pm

Ad-Soyad: Lathenia Nyx Pesadilla

Güçler: Elementleri kontrol edebilme, dokunduğu bir şeyi istediği kadar yaşlandırabilme, ruhları çağırabilir, kendi yaşlanmasını istediği zaman durdurabilir, istediği insana dönüşebilme (kısaca şekil değiştirebilme)

Örnek rp:

Hissizliğe terk edilmiş bir melek rolündeydi ruhum,
Zincirlere vurulup bir zindanda boğulan...
Suskun yıpranmış yaralar içinde kalmıştı bedenim,
Belkide son kez nefes alıp, sonsuz uykuda yok olan...




Lanet olsun!
Çok
titizdi. Fakat arada bazı kazalar olabilirdi elbette. Ama bu ortaya
çıkardığı eserin güzelliğine gölge düşüremezdi. Saatler süren
çalışmasından sonra eserini incelemeye başladı. Gülümsüyordu. Bu
gerçekten harika olmuştu. Aşkının yansımasıydı bu. Duygularını dışa
vurabildiği tek yol. Fakat işi hala bitmemişti. Ona bakan bir çift
yalvaran göze hayranlıkla baktı. Bal rengi. O gözlerin içinde
kayboluyordu adeta. Ona bu gözler birçok şeyi hatırlatıyordu.
Beni sevdiğini biliyorum sevgilim. Ben de seni seviyorum.
Tellerle
ellerinden tavana asılmış, zayıf ama güzel vücutlu bu erkeğe her bakışı
hayranlık doluydu. Ve üzerinde çizdiği her çizgiye.
Bunlar sana çok yakıştı…
Diyordu
fakat kurban cevap veremiyordu. Ağzı zımbalanmıştı. Dayanacak gücü
kalmamışçasına yalvaran gözlerle bakıyordu ona. Ağzı ve dudakları kan
içindeydi. Tekrar siyah gözlerini ona dikip dudaklarına baktı. Bir daha
asla öpemeyecekti o güzel dudakları. Gözleri doldu. Ama dudaklarındaki
tebessüm hala gitmemişti.
Özür dilerim aşkım. Seni seviyorum.
Kurbanının
gövdesinde, kollarında bacaklarında hemen her yerinde yarıklar vardı.
Henüz içindeki kanın boşalmadığı yarıklar. Ona yavaşça veda etmek
istemiyordu. Bu daha çok acı verecekti ona. Kısa ve acısız olmalıydı.
En azından kısa…
Vakit gelmişti. Üzerini kapattığı yaraları teker
teker açma sırası gelmişti artık. Cılız ışıklarla odaya loş ışık yayan
mumlara doğru yöneldi. İçlerinden bir tanesini aldı ve tekrar hedefine
yöneldi. İlk önce sırtından başladı elbette. Balın parıltısı altına
gizlenmiş kan birazdan dışarı hücum edecekti. Mumu yaklaştırdı ve
kutsal töreninin başlangıç darbesini indirmeye hazırlandı. Ölümcül
darbeyi… Kurban kapanmak üzere olan gözlerle onu süzdü. Söylenecek bir
şey kalmamıştı zaten. Artık ona ifadesizce bakıyordu. Boş bakışlar. O
ise ayinine devam ediyordu. İşi bittiğinde damarlardan dışarıya hücum
eden koyu renk kanı hayranlıkla izledi. Ama bu manzaranın hemen bitmesi
onu biraz da olsa üzüyordu. Saatler süren emeğin sonunda sadece sayılı
dakikalar… Artık ayini sona ermişti. Aşkına veda etmemişti aslında.
Onun aşkı kandı ve ona kavuşmuştu sonunda… Cansız olan beden onun için
bir anlam ifade etmeyecek kadar değersizdi. Oysa o damarların içindeki
kan için ne kadar çok beklemişti. Ölünün göğsünden artık damlalar
halinde sızan kanın tadına baktı.
Hım… Biraz şekerli… Ve yavan...
Diye
huzursuzca mırıldandı Lathenia Oysa bu kutsal kanın daha lezzetli
olmasını umuyordu. Soğuk gözleriyle etrafına baktı. Etraf kan gölü
olmuştu adeta… Yüzüne fışkıran kanı saymıyordu bile. Elinin tersiyle
yüzüne fışkıran kanı sildi. Aslında tamamen titiz davranırdı. Ama bu
sefer biraz heyecan olmuştu herhalde.Kendini fazla kaptırmıştı.Birden
nefes almakta güçlük çektiğini fark etti.Kulübenin çürümüş ahşap
kenarlı penceresini zorlanarak ta olsa açmayı başardı.Dışarıda her şey
bambaşkaydı. Yağmurdan sonraki o harika toprak kokusunu içeri çekti.
Tekrar gerçek hayata dönmeye başlamıştı bile. Demin olanları ise
zorlukla hatırlıyordu.Ve o kan da onu terk ediyordu artık…Artık
yalnızca o vardı.Tek başına olmaya mahkumdu… onun hayatı buydu. Kan ise
gelip geçici…Pencereyi açık bırakıp tekrar işine döndü. Yere büyük
plastik bir tabaka koydu. Kenarda duran ahşap alçak tabureyi cesedin
yakınına doğru çekti ve taburenin üstüne çıktı. Elindeki penseyle
cesedi tavana bağlayan tel demetini teker teker kesmeye başladı. Adeta
hipnotize olmuş gibiydi. Hareketleri yavaş, telaşsız ve düzenliydi.
Sanki bunların hepsini defalarca yapmış gibi… Sonunda et ve kemik
yığınından ibaret, artık yaşamayan organizma büyük bir gürültüyle
plakanın üstüne düştü. Yüzünde hiçbir ifadeden eser yoktu. Zaten
bembeyaz olan teni soğudukça daha da korkutucu bir hal alıyordu. Ama
onun pek de korktuğu söylemezdi.
Artık yaşamayan bir varlık onun
için bir anlam ifade etmiyordu. Ona bir eşyadan bile daha değersiz
tavırlarla yaklaşıyordu; öyle duygusuz bakıyordu ona. Çünkü artık
damarlarında dolaşan bir sıvı yoktu…Kulübenin eskimiş kapısını bir ayak
tekmesiyle açtı. Üzerinde cesedin bulunduğu plakayı zorlanarak da olsa
dışarı çekmeye başladı. Plakayı çektikçe arkasında kandan bir yol
oluşuyordu. Sonunda yumuşak toprağa adımını atabildi. Kazdığı küçük
çukurun üstünü açtı. Ve kulübenin yan kapısını açıp içeride bulunan
kuru odunlardan bir kucak dolusu getirip çukura koydu. Daha sonra
cesedi odunların üstüne ayaklarıyla ittirdi. Cesedin üzerine bir kucak
dolusu kurumuş yaprakları koydu. Sonra biraz daha çalı… Elindeki kibrit
kutusundaki kibritlerden çıkardı, hepsini teker teker yakıp birazdan
büyük bir ateşe dönüşecek olan odun yığınına attı.Dakikalarca ateşin
canlanmasını izledi. Turuncu alevler halinde yükselen ateş siyah
gözlerine yansıyordu. Ateşten çıkan koyu renkli duman etrafa kötü
kokular yayıyordu. Fakat burada ondan başka kimse yoktu.Tekrar içeri
gidip üzerinde eski oymaların bulunduğu koyu renkli dolabı açtı. Açılan
kapak sessizliğin içinde tiz bir çığlık atarcasına gıcırdadı. Sesi tüm
odayı doldurdu. Dolabın içinde deterjan reklamlarında görebileceğiniz
her türlü temizlik maddesi mevcuttu.Kenarda bulunan büyük kovanın içine
pas tutmuş musluktan su doldurdu. Suyun içine dolaptan beyaz bir sıvı
koyup dolabı tekrar kapattı. Köpüklü sıvıyı yere boşaltıp yeri büyük
fırçayla temizledi. Kalan suları kapının dışına etti. Kırmızımsı sıvı
toprakla karıştı. Bu işlemi birkaç kez tekrarladı daha sonra elinde
ıslak bir bez ile duvarda bulunan lekeleri ve dokunduğu her yeri sildi.
Bu temizlik 1 saat kadar devam etti.Biraz önce olan olayla ilgili
hiçbir eser yoktu. Bakışlarını kapının dışına çevirdi. Artık alev
cılızca yanıyordu. Ve geriye kalan ise küllerdi. İçeride daha küçük bir
odaya açılan girişten girdi. Burası karanlıktı. Büyük bir çantanın
içinde bulunan kıyafetlerini çıkardı.Botlarından üzerinde bulunan is
kokusu sinmiş kıyafetlerinden seri bir hareketle kurtuldu. Kusursuz
vücudunun yumuşak kıvrımları yere bir gölge olarak yansıyordu.Altına
siyah dar bir kot pantolon giydi. Ayağında da yanında getirdiği botlar
vardı. Üzerine dar siyah bir tişört giymişti. Üzerine de siyah kısa
montunu giydi. Özensizce topladığı saçlarını tokadan kurtardı ve füme
renkli beresini taktı. bu bere keskin ve güzel yüz hatlarını ortaya
çıkarmıştı. Naylon botlarını kenara koydu. Kıyafetlerini çantasına
tıktı ve çantasıyla odadan çıktı. Etrafı kontrol etti. Eski eşyaların
hepsi kusursuz bir düzen içindeydi. Kulübenin kapısını kapatıp devasa
büyüklükteki kilidi kapıya taktı. Artık sönmüş olan ateşin yanına
yaklaştı. Dakikalarca külleri seyretti daha sonra çantasından minik
metal bir kutu çıkardı. Eğilip sıcak küllerden bu kutuya
doldurdu.Kulübenin yan kapısını açıp içeride bulunan su dolu kovayı
aldı ve küllerin üzerine döktü. Buradaki kapıyı da kilitledikten sonra
küllerin üzerini yapraklarla örttü ve yavaş adımlarla arkasına bile
bakmadan dar patika boyunca yürümeye koyuldu.Kısa bir yürüyüşün
ardından gizli bir köşeye park edilmiş Porche Carrera’sine yaklaştı.
Gizli bir yere park edilmiş olsa bile araba fark edilmeyecek gibi
değildi. Ama endişe etmiyordu çünkü burada sadece o vardı. Kurşuni
renkteki arabasına seri bir hareketle atlayıp yola çıktı. Yol bomboştu.
Ama o yalnızlığı seviyordu. Gülümsedi ve gazı kökleyip saniyeler içinde
gözden kayboldu.




Öldür beni, öldür ve bitireyim.
Nefes almayı keseyim,
Ellerim titremesin artık,
Akmasın gözyaşı gözlerimden,
Sarmasın yalnızlık bedenimi…
Bitsin şu sahte aydınlık.
Ve karanlığa gömüleyim…



Sabahın
ışıkları tamamen beyaz döşenmiş odaya yansıyordu. İçeriye inanılmaz bir
aydınlık katıyordu. Bu oda o eski kulübeyle büyük bir tezatlık
içindeydi. Odadaki düşünülebilecek her şey beyazdı. Bembeyaz…Odanın her
tarafına masumiyetin dayanılmaz ağırlığı çökmüştü. Sanki bir şeyler
saklanmak istenilmiş gibi her şey bembeyaz bir örtüyle örtülmüştü. Ve
yatağın içinde; odadaki havaya tamamen uyum sağlamış bir prenses
yatıyordu. Bir melek… Kara melek…

Güzel gözlerini örten ince göz kapakları hafifçe aralandı. Asaletle…
Gözleri
baktığı her insanın kalbini eline alacak gibiydi. Öyle güzel bakıyordu
işte…Güzel ve bir o kadar da hüzünlü…Delici masum bakışlar yavaş yavaş
etrafı incelemeye koyuldu. Yatağından doğrulup hafifçe esnedi.
Üzerindeki askılı bluz narin kollarını ortaya çıkarmıştı. Dans eder bir
edayla beyaz örtülü yatağından kalktı. Banyoya gidip soğuk suyu yüzüne
çarptı. Dişlerini fırçalayıp odasına geçti. Büyük dolabı açtı. Dolabın
içerisi en iyi markalardan yüzlerce kıyafet ile doluydu. Eline geçen
pantolonu ve bluzu aldı.Siyah uzun saçlarını tepeden topladı.
Kıyafetiyle uyumlu kan kırmızısı rujunu sürdü. Gucci marka siyah
topuklu ayakkabılarını giydi.Aynada kendine baktı. Harika bir vücudun
üstüne oturmuş beyaz dar pantolon; Füme rengi askılı bir bluz; Siyah
kısa bir hırka. Harika topuklu ayakkabılar. Yoğun siyah ile
belirginleşmiş gözler, çıkık elmacık kemikleri, kırmızı ruj ile tüm
dişiliği çıplakça ortaya koyulmuş dolgun dudaklar.. Kendini çarpıcı bir
gülümseme eşliğinde dakikalarca seyretti
Bu haliyle hangi erkek
baştan çıkmazdı ki…Kırmızı deri çantasını ve anahtarını alıp evden
çıktı. Kapının önünde duran arabasına bakmadan caddeye çıkan yola saptı.

Otobüs durağına geldiğinde bir an için geç kalmış olacağını düşünerek
yüzünü buruşturdu. Daha sonra saatinin yelkovanına baktı. Hayır tam
zamanında gelmişti. Baktığı her genç erkek sanki içine düşecekmiş gibi
gülümsüyordu. Bakışlardan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu. Sanki
alışkınmış gibi o da her gülümsemeye karşılık veriyordu. Siyah dik
saçlı yakışıklı çocuk ondan gözlerini alamıyor; farkında olmadan
dudağındaki piercing’i yalıyordu. Birkaç dakikalık flörtten sonra kötü
bir inlemeyle otobüs tam önünde durdu. Durakta bekleyen bir avuç insan
birbirleriyle yarış edercesine dar kapıdan geçmeye çalışıyorlardı.
Herkes bindikten sonra siyah saçlı çocuk centilmen bir hareketle yüksek
basamağa çıkmasına yardım etti. Kapıdan girdiğinde burnuna vuran ter
kokusu nefes alış verişini durdurmaya yetmişti. İçerisi tıkış
tıkıştı.Kalabalık koridor boyunca yürümeye başladı. Otobüsün ani
freniyle tökezledi. Refleks olarak elini yanındaki kişinin omzuna attı.
Bu kişi yine o çocuktu. Ona tekrar gülümsedi.
-Özür dilerim.
-Önemli değil. Ben Stein.
-Ben Lathenia memnun oldum.
-İsmin çok güzelmiş.
-Teşekkürler. Burası çok kötü kokuyor.
-Normaldir.
Yine tatlı bir gülümseme attı. Kirpiklerinin altından muzipçe bakıyordu.
-Öğrenci misin?
-Evet. Sanat akademisi. Çello.
-Çok güzel.
Otobüs yine büyük bir sarsıntıyla frenledi ve tiz bir inlemeyle durdu.
- Benim burada inmem gerek. Hoşça kal Stein.
- Umarım görüşürüz. Hoşça kal.
Dudağından eksilmeyen gülümsemesiyle cadde boyunca yürümeye başladı.
Ona doğru hayranlık dolu her bakışı görmezden gelerek yoluna devam
etti. Kısa bir yürüyüşün ardından devasa bir binanın önünde durdu.

Bahçe sabah olmasına rağmen karışıktı. Bunlara alışık olduğunu belli
eder gibi olayla ilgilenmeden güvenlik kapısına yöneldi. Çantasından
bir kimlik kartı çıkartıp güvenlik kapısından geçerek personel
girişinden devasa binaya ilk adımını attı. Burası diğer bölüme göre
oldukça sakindi. Sadece personel ve labratuvar çalışanları için
ayrılmıştı. Mimarisi insanda genişlik ve huzur duyguları uyandırıyordu.
Ve o koku… İşte bunu seviyordu. “Labrotuvar” yazan büyük girişe doğru
yöneldi. İlaç kokuları genizini yakmaya başlamıştı yine. Önlüklü ve
maskeli insanların bulunduğu camekan odaya girmeden çantasını küçük
odadaki dolaba koydu. Önlüğünü giyip ellerini sterilize sıvı sabunla
yaklaşık bir dakika kadar yıkadı ve maskesini taktı. Geniş önlük
kusursuz hatlarını saklıyordu. Maskesinin üzerinden sadece gözleri
gözüküyordu.Ellerini kurulayıp eldivenlerini taktı ve dirseğiyle kapıyı
itip içeriye girdi.
- Günaydın.
Diğerleri de hep bir ağızdan onu selamladı. Kendi çalıştığı bölüme
doğru yöneldi. Şırıngaların bulunduğu dolaptan bir kutu şırıngayı aldı.
Daha sonra büyük masaya doğru yönelip “1277648” numaralı ilaç tabletini
aldı. Kendi masasına doğru yönelip yüksek sandalyeye oturdu. İlaçları
önünde bulunan tüplerdeki kan örneklerine enjekte ediyordu. Bu işi
öylesine dikkatli yapıyordu ki… Diğer bir şırıngayla tüpteki 546 no’lu
kan örneğini lamel camın üstüne damlatıp mikroskop altında incelemeye
koyuldu.

ÖNEMLİ: Hikayemi
bir çok sitede yayınlamıştım.Aslında ilk bölümü bir çok sitede
yayınlamıştım.İkinci bölümünü de eski yazdıklarımdan buldum.Yani hikaye
tamamen benimdir.Banlanmak istemem
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Öğrenci Alımları --

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
...ღ°•.♥.•°ღ DARK SCHOOL ღ°•.♥.•°ღ.. :: Karakterler -- :: Meslek Seçimleri-
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder